Yusuf’un Birinci Rüyası

Rüya, uyanıklık sandığımız uykudur. Rüyayı uyanıklık sandığımız ölçüde uykumuz derinleşir.

Rüya içinde rüyalara dalarız. Böylece rüya uyanıklığımızın yerine geçer. Sahte bir uyanıklık haliyle uyumaya devam ederiz. Görüşümüzü kaybederiz. Farkındalık adamızı sele kaptırırız. Aldanırız. Öyle aldanırız ki, aldandığımızı bilemez bir aldanışta kalırız. Kuyuya düşüp kuyuda olduğunu bilmeyen, kuyunun dışından gelen seslere kulak asmayan, kuyunun ağzından uzatılan ellere uzanmayan bir “Yusuf” oluruz. Yusuf’unkinden daha derin bir kuyuda kalakalırız. Aksine, rüyayı rüya diye bildiğimiz ölçüde uyanırız, yeni uyanışlara varırız. Rüyadan uyanır ve rüyayı doğru yorumlarsak, uyanıklıkta bile fark edemediğimiz yeni uyanıklıklara varırız. Gözü açıklıkla görülmeyen yeni görüşler kazanırız.

Rüya uyku içindedir. Uyku ise uyanıklıklarımız arasındadır. Uyanıklıkları aralayan uykunun arasında görülen rüyanın, rüya olarak tanımlanabilmesi için evvela rüyadan uykuya dönülmesi, sonra da uykudan uyanıklığa varılması gerekir. Uykuya dönmeyen, yani hiç bitmeyen bir rüya görseydik, ihtimal ki o uyku içindeki rüyayı uykumuzu çevreleyen “uyanıklık” sanacaktık. Bu tür sözde bir uyanıklık da, “uyku”yu yok sayar, “rüya”yı tanımsız bırakırdı. Böylece rüyayı üst bir bakışla yorumlama fırsatımız olmazdı ve rüyanın uyanıklıktan öte bir uyanıklığa götüren ışığından yoksun kalırdık. Bir de rüyanın uykuda bittiğini ama uykunun uyanıklığa varmadığını düşünelim. Uyanılmayan bir rüya, uykunun içinde filizlenip uyanıklığın içine yeni uyanış meyveleri taşıyan bir tohum olduğu halde, uykunun içinde “çürüyüverir”. Tıpkı filizlenmemiş bir tohum gibi, hem kendi varlığından haberdar edemez hem yokluğunun bile fark edilmediği dipsiz bir unutkanlık kuyusuna düşer.

Rüyanın rüya olarak hakkının verilmesi için, tıpkı yaşmaklar içine sarılmış bir inci gibi, örtüler içinden sıra sıra alınması gerekir. Önce uyanılmalı ki uyanan kişi bir uykuda olduğunu bilsin. Sonra da uyku içinde bir rüya gördüğünü hatırlasın.

Yusuf Kıssası, üç tür rüya üzerinde yürür. Bu üç tür rüyanın her biri Yusuf’un (as) şahsında yeryüzündeki bilinç düzeylerimizi temsil eder. Kıssada ilk rüyayı Yusuf görür. Burada Yusuf (as) rüyadadır. Gördüğü rüyanın bedeli ise Yusuf’un uykusudur. Yusuf da her rüya gören gibi rüyadan uykuya dönmüş, uykudan da uyanıklığa geçmiştir. Yoksa, ne Yusuf’un (as) rüyasından ne de Yusuf’un (as) rüya gördüğünden haberimiz olurdu. Uyanan Yusuf (as) şöylece anlatır rüyasını: “Ey babacığım, ben rüyamda on bir yıldız, güneş ve ayı gördüm. Bana secde ediyorlardı.” Yusuf (as) rüyayı görmüştü ama rüyanın gösterdiğini görecek bir uyanıklığı babasından talep ediyordu. Böylece anlarız ki, baba Yakub (as) Yusuf’un (as) rüyasının başında bekleyen uyanıklık bekçisidir. Bunun üzerine Yakub (as): “Ey oğulcuğum,” der, “rüyanı kardeşlerine anlatayım deme...” Yusuf’un (as) rüyadan uyanarak girdiği uyanıklık da onun için bir uyku hali olmalı ki, babası “bu rüyayı kardeşlerine anlatayım deme..” diye uyarıyor onu. Demek ki Yusuf, kardeşlerine rüyasını anlatmaması gerektiğini düşünecek bir uyanıklıktan yoksundur. Rüyadan uyanarak eriştiği uyanıklık, Yusuf’u (as) Yakub’un (as) farkında olduğu uyanıklığa eriştirmiş değildir. Nitekim, Yusuf’un rüyasını yorumlayarak yeni bir uyanışın penceresi yapmak da, Yusuf’un uyanıklığının yine bir rüya olduğunu Yusuf’a hatırlatmak da Yakub’a (as) düşer. Yakub (as) hem Yusuf’un (as) rüyasını yorumlar hem de Yusuf’a (as) bir rüyada olduğunu söyler: “Demek ki Rabb’in seni de seçecek; sana olayların/rüyaların iç yüzünü görüp yorumlamayı öğretecek...” Ama bu gerçeğin Yusuf’un (as) kardeşlerince bilinmemesini gerektiren uyanıklık düzeyi, Yusuf’un (as) eriştiği bir uyanıklık değildir. Birinci rüyada (ki Yusuf rüyadadır) Yakub (as) iki katmanlı bir rüyadan uyandırır Yusuf’u (as).

Kıssa boyunca göreceğiz ki Yakub (as) hep uyanıktır. Yusuf’un rüyasını da, uykusunu da, uyanıklığını da, Yusuf’a (as) kurulan tuzağı da, Yusuf’a (as) tuzak kuranların sözde uyanıklığını da kuşatan bir uyanıklık içindedir. Kıssada, Yusuf’un kardeşleri başta olmak üzere birileri hep uykudadır, uyanık geçinirler, uykularını uyanıklık sanırlar; yani, hep rüya içindedirler. Yusuf (as) ise hem uyur, hem uyanır. Rüya-uyku-uyanıklık ilişkisi bize Yusuf halleri üzerinden anlatılır.

En başında, Yusuf rüyadadır. (Yusuf’un gördüğü rüyayı Yakub [as] yorumlar). İkinci tür rüyalarda, rüya Yusuf’tadır. (Başkalarının gördüğü rüyaları Yusuf [as] yorumlar.) Sonunda ise Yusuf da anla/tı/r ki, Yusuf rüyadır. (Yusuf [as] bize uyanıklık sandığımız uykuyu yorumlar.)

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Rüyalarınızı Hatırlıyor musunuz?:

Son yorumlar