Adem Güneş Uyku Eğitimi

Henüz konuşma yeteneği olmayan bir bebek, etrafı ile iletişimini “ağlayarak” gerçekleştirir. Eğer dikkat edilirse, bebeklerin ihtiyacı değiştikçe, ağlama şekli de değişir. Örneğin; altını ıslatan çocuğun ağlaması ile korku ve endişe yaşayan çocuğun ağlaması birbirinden farklıdır. Eğer çocuklar ağlamayacak olsalardı, çocuk bakımı, dünyanın en zor işi olurdu. Zira hiç ağlamayan bir çocuğun, ne zaman acıktığını anlamak, ya da uykusunun gelip gelmediğini hesap etmek, hemen hemen imkânsız olurdu. Bu bakımdan bakıldığında bir bebeğin ağlayarak kendi durumunu (özellikle) anneye arz etmesi, oldukça büyük bir kolaylıktır.

Bütün bunlara ilâveten şunu da eklemekte fayda vardır ki, (normal şartlarda) “hiçbir çocuk, sebepsiz yere ağlamaz.” Eğer bir çocuk ağlıyorsa, mutlaka bir sebebi vardır. Anne-babanın vazifesi, çocuğu susturmak değil, çocuğun ağlama sebebini bularak, çocuğun ihtiyacını gidermektir.

Hâl böyle iken, çocuğun uyku düzeni sağlamak adına, onun ağlamalarına ilgisiz kalmak oldukça yanlış bir metottur.

Sanayi Devrimi’nin hemen arkasından uygulanmaya başlayan “çocuğu ağlatarak sustur” yöntemi, annenin iş dünyasındaki verimliliğini artırmayı hesap ediyordu. Eğer çocuk, her ağlamasına koşan bir anne ile kendi ihtiyaçlarına cevap alacak olursa, anne ne işe gidebilecek, ne de işyerinde enerjik olabilecekti. O hâlde anneyi, iş sahasında daha verimli tutmak için, çocuğun isteklerine karşılık vermek yerine, onun anneye ait umutlarını söndürmek ve çocuğu, annenin günlük yaşantısına uydurmak gerekliydi. Buna göre, çocuklar ağlaya ağlaya çatlasalar da, “nasıl olsa susacak, umudu kırılacak ve anneden kopacak” anlayışı yatmaktaydı.

Ancak “Bu metot, ne kadar insanîdir?” sorusu, zihinleri her dönem meşgul etmiş, çocuğunu ağlatarak uyutmaya çalışan annenin vicdanını her dönem yaralamıştır.

Zira çocuk, içinde bulunduğu ailenin düzeninden habersiz olarak kendi bünyesinin ihtiyacı çerçevesinde uykuya dalar ve uyanır. Eğer anne, çocuğun uykuya dalma ve uyanma “ritmini” kendi yaşantısına uydurmaya zorlarsa, bebeğinin “biyolojik ritmini” bozmuş olur.

Üstüne üstlük, bebeğin ağlayarak anneye iletmeye çalıştığı “Korkuyorum anne!..” ya da “Tedirginim anne, yanıma gel!..” mesajlarına ilgisiz kalmakla, çocuğunun bilinçaltına “Annelere güvenilmez!” düşüncesi yerleştirilmektedir.

Hâlbuki bir çocuk için ilk ve tek güvenilecek kişi, annedir. Eğer çocuk, en çok güvenilecek kişiye karşı daha bebeklik yıllarında güvensizlik duymaya başlarsa, çocuğun vicdan duygusunun müspet gelişiminin de önüne geçilmiş olur.

Evet, çocuk bu uygulamanın sonunda ağlayarak annesini çağırmaz belki, ama annesini çağırmaması bir çözümün değil, bir sorunun başlangıcını ifade eder ki, o da çocuğun vicdan duygusunun katılaşmaya başlamasıdır.

Böylesi bir yöntem, belki bir zamanlar, materyalist bir düşünce ile anneden daha çok verim almayı hesap eden bir felsefenin ürünü olarak çok popüler olsa da, insânî (hümanist) ve pedagojik bir metod değildir.

Aslına bakılırsa, bu usûl, sadece bilimsel pedagojiye ters olduğu gibi,“transkültürel pedagojik” metodlarla da çelişir.

Bu hususta Peygamber Efendimiz’in, “Kim ağlayan çocuğunu sâkinleşinceye kadar gönüllerse, Cenâb-ı Hak, Cennet’te ona memnun oluncaya kadar ihsan ve ikramda bulunur.”[1] hadîs-i şerîfi örnek olarak gösterilebilir.

Buradan yola çıkarak, geçmiş dönemlerde de ağlatarak çocuğu terbiye etmeye çalışmanın tavsiye edilen bir usûl olmadığını görüyoruz.

Peki ne yapılması gerekiyor?

Çocuğu ağlatarak ve onun ihtiyaçlarına karşılık vermeyerek terbiye etmenin, çocuğun ruh sağlığına zarar verdiği çok açıktır. O hâlde bebek sahibi bir annenin yapması gerekli olan şey, bebeklerinin biyolojik ritmini bozmadan, annenin çocuğun düzenine uymaya gayret sarf etmesidir. O uyandığında anne de uyanmalı, o uyuduğunda anne de istirahat etmelidir.

Annenin kendisini bebeğine göre ayarlamaya çalışması, bebeği oldukça rahatlatacak, sağlıklı bir ruhi gelişim gösterecektir. Her korktuğunda, her endişe duyduğunda anneden teselli alabilmeli, her gözünü açtığında annenin tebessüm eder çehresinin verdiği rahatlıkla gözlerini kapayıp yeniden uykuya dalabilmelidir.

Eğer çocuğunuz, böylesi bir güven ortamı içinde, her defasında annesini yanında bulacağından emin olursa, bir süre sonra artık annesine ihtiyaç duymadan da kendi başına yatmaya alışacaktır. Çocukların ilk dört yılı, anne ile çocuk arasında böylesi bir güven atmosferinde geçmelidir. Anne, hiçbir sebeple çocuğun kendine olan güvenini sarsacak, onun ihtiyaçlarına ilgisiz kalacak davranışlarda bulunmamalıdır.

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Rüyalarınızı Hatırlıyor musunuz?:

Son yorumlar